30 Yıldır Sizinle...

Hangar Sanat Oluşumu

Hangar Sanat Oluşumu

hangar sanatsal oluşum

21 Eylül 2008 Pazar 07:10:59


Hangar Sanatsal Oluşum 1992 yılında altı sanatçının (Atila İlkyaz, Cebrail Ötgün, Cezmi Orhan, Murat Çelik, Hülya Ulaş ve Sevinç Akkaya) katılımıyla kuruldu. Daha sonra bu sanatçıların davetiyle İbrahim Çiftçioğlu da bu oluşuma katıldı. Oluşum, olgunlaşma dönemine ve çevrelerinde yaşanan sanatsal problemleri tartışmaya 1990'lı yılların başlarında başlamış, yaşananlar karşısında bireysel çıkışların yanı sıra örgütlü bir birliktelikle tepki vermenin daha etkili olacağı düşüncesiyle kurulmuştur. Oluşum Ankara / Maltepe semtinde çok amaçlı bir mekan kiralayarak ilk etkinliğini 1993 yılında sıradışı bir sergi ile yapmış, hemen arkasından her sayısı bir manifesto niteliği taşıyan "Hangar Sanat Defteri"ni yayınlamaya başlamıştır.

İlk serginin çağrı kartının geleneksel zarf-kart yerine sıradan bir kese kağıdı olması bile, daha başından bu sergini çizgidışı bir anlayışı zorladığını ipuçlarını vermekteydi. Sergi enstalasyondan fotoğrafa, resimden hazır malzemenin dönüştürülmesine kadar çok farklı araçlarla yeni ifade olanaklarını zorlayan bir yapıdan oluşuyordu. Sevinç Akkaya, yerden tavana uzanan tuval yüzeylerinde fırça yerine farklı malzemeyi fiziksel refleksleriyle buluşturarak yüzeyde soyut-somut ikilemini sorguluyordu. Fırça yerine kullandığı malzemeyi boyaya batırarak sürmek yerine baskı tekniği mantığıyla yüzeye uygulaması imgenin izdüşümünün belirliliği-belirsizliğine dikkat çekiyordu. İbrahim Çiftçioğlu çok ciltli bir asiklopedinin mengene ile sıkıştırılmış halini sunuyordu. O günlerde farkedilmezse de şimdi algımızın, bilinç dünyamızın küresel sömürü düzeni tarafından nasıl çarpıtıldığının metaforunu gösteriyor gibiydi. Murat Çelik harita çizimleri ve müdahaleleriyle o dönemde etkilerini yoğun yaşadığımız 12 eylül uzantıları ve güneydoğu sorunları nedeniyle politik sorgulama yapıyordu. Cebrail Ötgün "kesik el eğretilemeleri" başlığı ile yaptığı enstalasyonda yuvarlak kağıt hamuru kütleleri üzerine kesilmiş izlenimi veren el imgeleriyle, dinsel değerlerin sert tutumlarına bir gönderme yapıyordu. Cezmi Orhan, kullanılmış fırın kürekleri ile bir duvar düzenlemesi yapmış, yer yer boya müdahaleleriyle kürekler üzerinde zamanla oluşan doğal süreçle, müdahale edilmiş olanın dışavurumunu birlikte sunuyordu. Fırın küreklerinin zamansal evrimi ile sanatçının an'a ilişkin vurgusu, yaşanmışlığın insan için ne anlama geldiğini anımsatır nitelikteydi. Atila İlkyaz "yaşam şeridi" adlı ince uzun tuvallerinde, kişisel yaşantısında karşılaştığı inişli çıkışlı anlarını çizgisel bir dille, bir anı-öykü tadında anlatıyordu.
Hangar Sanatsal Oluşum 1995 yılına kadar Maltepe'deki kişisel mekanda bir çok etkinliğe imza atmış, 8 kişisel etkinlik, onlarca grup etkinliği, "Perşembe Söyleşileri" adı altında bir dizi söyleşi gerçekleştirmiştir. Hemen hemen her etkinliğin açılışında o sergi ile ilgili bir görsel dosya sunulmuş, "Hangar Sanat Defteri"ni 6 sayı çıkarmıştır. O dönemde Ankara sanat ortamında sergi mekanları sadece resim asmak ya da ortaya kaide üzerine üç boyutlu işler koymanın dışında herhangi bir müdahaleye izin vermiyordu. Böyle bir anlayış daha yerleşmemişti. Bugün bu anlayış az da olsa var. Mekana istenildiği gibi müdahale edilebileceği düşüncesi sanatçıların yaratıcılıklarına sınırsız olanaklar sunuyor. Bu zaten Hangar sanatçılarının mekanı kiralama nedenlerinden biriydi. Nitekim duvar yıkmaktan, delmeye, yer boyamaya, pencere kapatmaya kadar işin istediği her engel bu yolla aşılıyordu. Mekan 1995'in sonunda kapandığında belki de bir refleks olarak rafine sergi mekanı yerine işleri sokağa, dışarıya taşımaya başladı Hangar bireyleri. Bunun en etkili örneği Ankara-Hipodrum semtinde bulunan "at ahırları"ydı. "Herkes kendi uçurumuna bakar" başlıklı bu sergi oluşumun sınır tanımaz tavrının bir göstergesiydi.
Hangar Sanatsal Oluşumu kurulma serüveninden ve ilk etkinliğinden bu yana duyduğu coşkuyu -zaman zaman oluşumdan kopmalar - uzaklaşmalar ve bazı istenmeyen durumlar nedeniyle aksamalar olsa da- sürdürmektedir. Hangar oluşumu, kuruluş felsefesinde sanatçıların bireysel çıkışlarına oluşumun herhangi bir müdahalede bulunmayacağını, yalnızca birlikte yapılan etkinliklerden sorumlu olacağına vurgu yapmıştı. Zorlama birlikteliklerin sonunun hüsran olacağını öngörmüş, grubu biraraya getirecek ve birliklte hareket edecek koşullar oluşmadığı zamanlar kişisel çıkışlarına devam edeceklerdi. Nitekim Hangar bireyleri bireysel çalışmalarını da bu süreçte aksatmadan sürdürmektedirler. Dolayısıyla Hangar etkinliklerinde arada yaşanan boşluklar bıkkınlığın, sonun değil, her zaman yeni çıkışların olgunlaşma sürecinin işareti olmuştur.Hangar + / - Sanat Oluşumu


SONLU BİLDİRGE 1: BULUŞMALAR+YOĞUNLAŞMALAR+BUHARLAŞMALAR=SAĞANAK
Cebrail Ötgün

Görsel sanatlarda tehlikeli olan eleştiri, yön gösterici-yön şaşırtıcı olandır. Yön gösterici-yön şaşırtıcı eleştiri, gerçek büyüme değil, yanıltıcı, dayatma, yapay büyüme yapar. Doğaldır ki bu yapaylık, sanatçının düşünsel açılımlarını sınırlandırır, onu bağımlı kılar. Bağımlılar da kendilerine yön gösterecek bir trafik polisi ararlar. Bazıları da bunu fırsat bilerek kendilerini trafik polisi sanırlar. Bağlanma; alt kültür dizgelerinde, üçüncü dünya ülke bireylerinde kendisine çok kolay yer bulur. Alt kültür dizgesini üst kültüre dönüştüremeyen birey doğal olarak kendi açmazını, sınırlılıklarını koruma - kollama - savunma durumuna düşer, ara alanı derinleştirme kabızlığı çeker. Derin dönüştürülme gerçekleştirilmeyince üretilenin yapaylığı da ortaya çıkar. Sanatçının trafik polisine gereksinimi yoktur. Bırakınız sanatçı yolunu şaşırsın. Şaşırırken de yönünü bulur. Bir anlamda trafik polisi gibidir.

Hangar sanatsal oluşum, pratikte paylaşma serüvenidir. Bir anlamda OKYANUS yolculuğudur. Oluşumun içinde olduğunu bilmek yeterlidir. Yaratılan yoğunluk; bireylerde ayrı coşkular, çağrışımlar, dinamikler yaratır. İçinde bulunduğumuz ortamda, alışkanlıkları(mızı) yoketmek, uçurumu derinleştirmek zorunluluğu duyar. 'Olmak' ve 'bağlanmak' kavramları üzerine yoğunlaşmanın önemini vurgular. Yaşama bağlanma noktası: çıkarları içerir, orada salt mutlu olma düşü kurulur. Oluşum için yaşama bağlanma - sarılış değil, YAŞAMDA OLMA ANLARININ NOKTALARI önemlidir. Burada çıkara yer yoktur. Hem mutsuzluk hem de mutluluk vardır.

Oluşum bireyleri, yaşamı, çağın tanıklığını, belli bir bakışla gerçekleştirme çabası içindedir. Yaşamın kuytu köşelerine bodoslama dalar. Orada vaftiz eder, kedi başlarını okşar, çam ağacı altında sevişir, denize ağlar, türkü söyler, ilk öpüştüğü an'ı düşler. Kısacası insanlaşmayı önceler. Kabına sığmayan bu enerji, eylem boyutunda harekete geçer, ışığa dönüşür.

Sanatı sadece yapmak değil; soran sorgulayan, izleyen / gören, düşünülebilir, çözümlenebilir, düşünsel açılımlar olarak görür. Ülkemizde her alanda görülen çürümeye, yozlaşmaya karşı bir arada, olma zorunluluğu duyar. Dar, havasız koridorlarda yollarını bulmaya çalışan, kendi bildikleri dünyaya pencere açan yapıtlar yaratma ereği taşır. Modern - Postmodern olma gibi çabaları yoktur. Rol yapmak, oyunu kuralına göre oynamak ya da eylemde-biçimde türlü oyunlara başvurmak gibi hevesleri yoktur.

Hangar sanatsal oluşum "ya hep ya hiç"i önerir. Başkalarına yön gösterme gibi ereği yoktur. Düzene karşı düzensizlikten, ümmete karsı bireyden, disipline karşı, sorumluluktan, zanaatkarlığa karşı sanattan, anlaş(ıl)maya karşı, anlaş(ıl)mazlıktan... yanadır.

"kahramanlığa karşı çıkar, "hain'leri savunur"... Dayatma düzene, yapaylığa direnir. Düşünmemeyi suç sayar, bağlılığı / bağımlılığı dışlar, yaşamda VAR OLMA ANLARININ NOKTALARINI, yaratmanın, üretmenin 'olmazsa olmaz' koşulu sayar.



Şövalyeler'in yeni ülkesi
Ece Temelkuran

ANKARA -"Gülüşleri çığlıktı onların, / doğdukları anda / ölmeye başladıklarını da / biliyorlardı." Onlar, "kolay dengeleri" karalayan 7 "genç", geçen kış bir yaramazlık yapmaya karar verdiler.
Hangar Sanatevi, geçen kış, ortak bir kaburga kemiği kaşıntısının giderilmesi için, bir çay içmek için ve dünyayı yeniden yaratabilmek için kuruldu.
Cebrail Ötgün, Atila İlkyaz, Sevinç Akkaya, Murat Çelik, Cezmi Orhan, Hülya Çelik, İbrahim Çiftçioğlu'nun ilk önce sözün oluşunu dikkate alarak konuşmaya başlamaları yıllar öncesine dayanıyor. Sözün eyleme dönüşmesindeki büyüyle giriştikleri Hangar Sanatevi'nin, söze dayalı "bir tarihi var. Maltepe semtinde, onca inşaatın ve metro yıkıntısının arasındaki küçük binada başladıkları serüven, bugün dünyaya ve insanlara ilişkin dertleri olan herkesin gelip sergilerini açabildikleri, söyleşiler ve "happening"ler düzenleyebildikleri bir sanat platformu haline geldi.
Genç kuşak ressamlardan sayılan sanatçılar, kendi söylemlerini yaratmaya çalışıyorlar. Küçük bir birleşmenin, bir ekol yaratabileceği görüşünde olan sanatçılar, sanatevinin kendi kendini üretmesini, çocuklara resim dersleri vererek sağlıyorlar.
Bir ekolün oluşumunda bir araya gelmekten çok, "farklı" olanı kuramlaştırmaya çalışan sanatçılar, tartışma süreçlerini Hangar Sanat Defteri adlı dergilerinde yazılı tarihe dönüştürüyorlar. Kendilerini, kendi' dillerinde tanımlayarak, böylelikle çalışmaları ve yaşam biçimleriyle yeni bir "küçük evren" kurmak için yola devam eden genç ressamlar, kendi sözlüklerini oluşturuyorlar.
İbrahim Çiftçioğiu'nun hazırladığı sözlüğe göre önce kendi karşılıklarını dillendiriyorlar. Bu sözlüğe göre durum şu:
Cebrail Ötgün: Kentin, içinde gelin böceği taşıyan ve napoliten şarkılar söyleyen generali;
Atila İlkyaz: Çorumlu bir kızla evlenecek olan ve fakat yolculuğa hep hazır olan bir adam.
Sevinç Akkaya: İnce duyarlıkların, net tavrın küheylan kızı. Hadi ilkbahar şiiri yaz. Yaz.
Murat Çelik: Talihi bizim gibi olan, kelebeklerin öldürülüşünü görmüş bir bozkır kasırgası.
Cezmi Orhan: Geminin rıhtıma ulaşacağından emin olan ve eski yazılan söken bir kaptan.
Hülya Çelik: Göz kırpışları lunapark olan sabahın canı.
İbrahim Çiftçioğlu: Her şey, nasıl da yarım kalır ben ölürsem! 
Geçen kış hepsinin birer sergisinin açıldığı Hangar Sanatevi, şimdilik kışa hazırlanmak için çocuklara resim dersi vermekle meşgul.
Hangar'ın yaz bekçisi olan İlkyaz, çocukların kafasına bir yandan da "garip" sorular soktuklarını söylüyor. Kendilerini bir ekol olarak tanımlamaktan çok, bir "ekole giriş" olarak nitelendirmeyi seçtiklerini söyleyen İlkyaz, yaptıklarının yalnızca, bugün Türkiye'de yerleşik olan sanat anlayışı tarafından reddedilmiş ya da gizlenmiş olan birtakım sorular sorabilmek ve anlaşılmaması gibi bir kaygıdan sakınarak kendi dillerini kurabilmek olduğunu söyledi. Daha çok mekan düzenlemesine yönelik çalışmalar yeğlediklerini anlatan ilkyaz, "Mekana yayılan ve insanın bütün soruları ve yanıtsızlıklarıyla içinde kaldığı bir sanat anlayışının bir yansıması bu. İnsanı çaresiz bırakmak, şaşırtmak ve aslında kendi içinde ve dünyada neler olup bittiğini anımsatmak, hiç durmadan anımsatmak istiyoruz" dedi.
Türkiye'de, henüz yaygınlaşmaya başlayan, Avrupa'da ise 2. Dünya Savaşı'ndan sonra ortaya çıkmış olan mekan düzenlemelerinin Türkiye'deki öncülerinden sayılabilecek olan Hangar grubunun, kendi içinde bağımsız 7 cumhuriyetten oluştuğunu söyleyen İlkyaz, bir araya gelişlerinin gerekçesini şöyle tanımlıyor:
"Bir arada rahatça 'olabildiğimizi' gördük. Bu, bize yeterli geldi. Bir uzlaşma istemiyoruz. Daha çok çarpma ve çarpmalarla çoğalma bizim gereksinimimiz. Çünkü sanatı çarpışmaya benzer bir dinamiğin tam çekirdeğinde görüyoruz."
Dönemin Türk resmini "yaşlanmış ve bitkin" olarak tanımlayan ilkyaz ve arkadaşları; Türk resminin, kendinden uzak ve kendinin olamayacak bir tanıma sıkıştırılmaya çalışıldığını düşünüyorlar. Bunun ötesinde günün söylemi ve duygulanımlarından uzak alanlara kaçılmaya çalışıldığını savlayan Hangar grubu, gerçek söylemin yakalanabilmesi için bugün "yaşıyor" olmak gerektiğini düşünüyorlar. İnandıkları, yaşadıkları ve gördükleri, tanıdıkları her şeyin artık bir "klip" kısalığı ve yoğunluğunda olduğunu, artık dünyanın uzun masallardan çok 3 saniyelik reklamlar üzerinde durduğunu anlatan sanatçılar, hiçbir anıta ve tanrıya inanmadıklarını; ancak sanat yapabilmek için dünyadaki insanın neyi tanıyıp, neye inandığını bilmek gerektiğini düşünüyorlar.
Geçirdiği süreç içinde oluşturdukları grubun, bir kılgı mı, bir kuram mı, yoksa bir kılgı-kuram mı olduğunu tartışan grup, bu sözlü süreci Hangar dergisinde yazıya geçirdi.
Gelecek kış düzenleyecekleri sergiler, gerçekleştirecekleri mekan düzenlemeleri, happening ve söyleşilerle, yapmaya çalıştıkları her şeyi "insanlara" duyurmak istediklerini söylüyor Hangar.
Soruların tam ortasında, kalkansız durup, yanıtsızlıkları karşılamaya hazır olan herkes, "bir çay içmek için" Hangar’a, "sıkı giyinerek" geldiğinde, kapıda onları, kendi dillerini konuşan 7 şövalye bekleyecek.
ECE TEMELKURAN
24 Ağustos 1994 Cumhuriyet Gazetesi
  •